“PALTO” SAHİBİ BİR YAZAR OLARAK ŞERİF AYDEMİR

 “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.” (Dostoyevski)

                                                      -l-

Benim tanıdığım Şerif Aydemir’in bakışında, boynunu hafif eğişinde, adımlarını yavaş atışında, insan olmanın zaaflarına anlayış gösteren ölçülü gülümseyişinde, karşısındakini dünyanın en önemli insanı oymuş gibi dinleyişinde, konuşurken sözcüklerin arasına serpiştirdiği uzun eslerde gizli bir tefekkür saklıdır.

Varlığından huzur duyduğunuz, çok yaşlar yaşamış, çok acılar görmüş, dünyadan ve insanlardan razı olmuş, sanki hiç çocuk olmamış, sanki yaşça kendinden büyük olana bile Yeşilçam filmlerinin hani o bilgece gülümseyen Yaşar Usta’sı, bir Mahmut Hoca’sı olmak için doğmuş zannı veren bu bilge insanın elbette yazdıklarına da sirayet etmiştir o tefekkür. İnsan insanın ufkudur diyor ya şair; işte Şerif Aydemir de sadece hayattaki duruşuyla değil, yazdıklarıyla da insana ufuk olanlardan.

Madem Şerif Aydemir üzerine konuşuyoruz şimdi sevgili okur, madem onu anlatmak üzere harflerden inşa edilen bir dünyanın parçası olmaya niyet ettik, bu bilge yazarın bir hikâyesinden yola çıkarak birkaç cümle katmak isterim söz harcının içine.

Bir edebiyat sohbetinde Şerif Aydemir ile Ferahfeza Erdoğan ve Funda Özsoy E. birlikte

                                                            -ll-

“Kırçıl Palto” Şerif Aydemir’in Ötüken Neşriyat’tan Mendilim Sende Kalsın adıyla yayımlanan kitabındaki hikayelerinden biri. Bu hikayenin kahramanı, yurdum insanlarında bir fukara-i garibandır ki, köyünden kalkmış, taa şehirler sultanı İstanbul’a gelmiş, gelirken çoluğunu çocuğunu da önüne katmış, taşı toprağı altın bu şehrin bir kenar mahallesine sığınmıştır. İşte birinci ağızdan anlatılan bu fukara-i garibanın hayatı, bir kırçıl palto ile değişir:

Hayat ne tuhaf! Kırçıl paltoyu Samur Giyim’de karşıma getirdiklerinde gözümü alamamıştım. Bir anda sevdalanmıştım renklerine. Kaderimin değişeceği içime doğmuştu.”(s.49)

Nitekim öyle de olur; o kırçıl palto sayesinde kahramanımız hayal dahi edemeyeceği bir itibara kavuşur. Nasrettin Hoca’nın kürkü misalidir bu palto. Ancak Nasrettin Hoca’nın o kurnazlığı bizim fukara-i garibanda ne gezer! Açıldıkça açılır, tekinsiz sularda debelenmeye başlar, borç batağına saplanır kalır kahramanımız. Sonunda bu kırçıl paltonun onu düşürdüğü bu zor durumdan öyle bir canı yanar ki, ondan kurtulmak ister.

                                                        

                                                        -lll-

Şimdi “Kırçıl Palto” hikayesinde kullanılan epigrafa geleceğim. Hikâyede Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık.” cümlesinin epigraf olarak kullanılışı da boşuna olmasa gerek.

İnsan düşünmeden edemiyor tabii, kimler kimlerin paltosundan çıktı da sonra o paltoyu beğenmeyip dudak büktü acaba? Hem tiyatroda kavuk kuşanma merasimleri gibi edebiyatta da palto giydirme törenleri niçin olmasın? Gogol’un paltosundan çıkmış bir Dostoyevski varsa Rus edebiyatında, bizim edebiyatımız da sık sık adına doğum günleri, ölüm yıl dönümleri, efendime söyleyeyim, hayattaysa eğer -Allah uzun ömürler versin- yazarlığının bilmem kaçıncı senesi diyerek adına sempozyumlar düzenlenen onca palto sahibi üstatla doluyken, niçin bir palto ödünç almasındı genç yazarlarımız o üstatların birinden? O paltoyu kesip biçerek niçin kendine uygun hale getirmesindi? Üstada, yani paltonun asıl sahibine de bir selam yollayarak tabii…İşte o zaman, ismi olan, ödüller kazanan bir yazar haline gelebilirdiniz pekala da!

Ama kim bilir, gün gelecek, belki de ödül almamış bir yazar, daha değerli olacaktır senin nezdinde sevgili okur…Hem hiç ödül almadan ölmüş olmak, bir yazara ne kaybettirir ki edebiyat adına? Yazdıklarının gücü ortadaysa bir yazarın, vestiyerin üzeri paltoyla doluymuş, kimin umurunda!

                                                        

                                                     -lV-

Bunca lakırdıyı niye ettiğime gelince; Şerif Aydemir gibi güzel yazarlar ve yazarlığını insanlığı ile bir mücevher gibi süsleyen kaç şahsına münhasır insan vardır acaba -palto sahibi hem de- bunun altını çizmekti niyetim.  

Şerif Aydemir’in “palto”su kırçıldır, evet; Gogol’un “palto”sundan farklıdır, bu haliyle. Ama başka farkları da vardır onun “palto”sunun:

Gogol’un kahramanı Akakiy Akakiyeviç, devlet dairelerinin birinde küçücük bir memurken, bizim “kırçıl palto” sahibi kahramanımız, büyük şehirde tutunmaya çalışan sıradan bir işçidir, üstelik devlet işlerinden ölümüne korkan:

“Bir de devletle çalışmıyoruz. Sıradan, küçücük bir memur görsek, hele kolunda omuzunda işaret falan varsa benim de hanımın da hemen oracıkta gardımız düşüyor. Köylülük böyle bir şey işte. Siz görgüsüzlük deyin, biz sıkılganlık, çekingenlik, sinmişlik diyelim.”(s.46) 

Gogol’un Akakiy Akakiyeviç’i çok güç şartlarda bir palto sahibi olurken -altı ay para biriktirir mesela, yemesinden içmesinden kısarak- Şerif Aydemir’in kahramanı neredeyse piyangodan çıkar gibi sürpriz bir şekilde sahip olur kırçıl paltosuna. Yine bilenler bilir ki, Akakiy Akakiyeviç, daha yirmi dört saat bile geçmeden, gece yarısı yolunu kesen haydut kılıklı adamların saldırısına uğrayarak paltosundan olurken, bizim fukara-i gariban, bile isteye vazgeçer, başına türlü türlü belaları açan o kırçıl paltosundan:

“Çevik bir sırtlan gibi üstüne atlayıp çivisiyle birlikte yere indirdim. Bağırsaklarını çekiyormuşçasına astarını sıyırıp aldım. Üstünde tepindim.”(s.56)

Zira ne geldiyse başına kötülük namına, kahramanımız, paltosundan bilir. Bu yüzden onu birine vermek yerine ortadan kaldırmayı tercih eder:

“Kırçıl paltoyu kimseye vermem. Hangi garibe versem, Allah korusun, o garibin de ocağını söndürür. (…) Kumkapı’ya götüreceğim.(…) ağır bir taşa sarıp denizin ta dibine indireceğim.”

“Peki, yaklaşık 100 yıl arayla yazılmış bu iki hikâye arasında hiç mi ortak yönler yok,” diyebilirsiniz. Hiç olmaz olur mu sevgili okur, elbette var! Öncelikle ikisinde de küçük insanın trajikomik durumunun bir palto üzerinden verilmiş olduğunun altını çizelim. Üstelik iki hikâyede de palto, bir statü nesnesi olarak kullanılmış.

Yine paltoyu merkeze alarak aslında sistemdeki aksaklıkları işaret ediyor okura her iki hikâye de; sistemin yanlış işlediğini, doğrunun çıkar ilişkilerine nasıl kurban gittiğini görüyoruz bir şekilde. Bunu yaparken her iki hikâyede de üst sınıf karikatürize ediliyor, ironinin ve mizahın -ve de humorun da tabii- gücü kullanılarak.

Anlatımdaki en belirgin ortak özellik ise, her iki hikâyenin de kendi ulusal edebiyatına dil olarak sunduğu katkı diyebiliriz sanırım. Gogol, nasıl ki Rus edebiyatının dilini, folklorunu dikkate alıyorsa hikayesinde, Şerif Aydemir’de de aynı hassasiyeti görüyoruz. Atasözleri ve deyimler açısından Aydemir’in “Kırçıl Palto”sunun okura sunduğu söyleyiş zenginliği, yazarın sözünü salkım salkım çoğaltması, özellikle serim bölümündeki çağıldayarak ilerleyen o akışkan anlatım inkâr edilemez. 

                                                

                                                         -V-

Biri Rus edebiyatında ilk defa küçük memuru işleyerek böylece haksızlığa uğrayan, sesini yükseltemeyen küçük insanı önemli bir tema olarak edebiyatın içine yerleştirmiş; diğeri Türk edebiyatında henüz değeri tam da anlaşılamamış bir söyleyiş zenginliğine sahip bu iki “palto” sahibi yazarı selamlıyor, eserleriyle paltolarından çıkacak daha pek çok genç yazara ilham olmaya devam etmelerini diliyorum.

FUNDA ÖZSOY E.        

Şerif Aydemir, Mendilim Sende Kalsın, Ötüken Neşriyat, 2017, 172 s.

 

 

1 Yorum “  “PALTO” SAHİBİ BİR YAZAR OLARAK ŞERİF AYDEMİR”

  1. Gönlüne sağlık sevgili Funda Özsoy Erdoğan hanım… Kalemine, kelâmına, ilhâmına bin bereket. Şair M.Ali Kalkan Bey Şerif Ağabey için diyor ki; “Şerif Aydemir hakkında ne yazılsa az gelir, hep bir şey eksik kalır.” Bu zaviyeden daha çok yazmalıyız Şerif ağabeyi. Harika bir perspektiften döktürmüşsünüz. Yüreğinize sağlık. Ayrıca Recep Seyhan merhumun da şöyle bir tespiti var malûmunuz “Şerif Aydemir’i Cumhuriyet Devri Türk hikâyeciliğinin ilk üçünden birine yazarım.” Toplumun kabulüne daha çok takdim etmek de bize düşüyor. Selam ve muhabbetle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir