2018 baharı. 2600 yerli ve milli yazarı bünyesinde barındıran, ülkemizin en büyük yazar kuruluşu olan Türkiye Yazarlar Birliği’mizin 40. Kuruluş yıldönümü.
Kurucu genel başkanımız / hâlen şeref başkanımız, pirimiz, aksakalımız D. Mehmet Doğan ile mevcut genel başkanımız Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan, kırkıncı yılda kırk yazar, ‘Edirne’den Mostar’a Kültür Kervanı’ adıyla, on günlük bir program hazırlamışlar. Nisan sonu, Mayıs başı, kırk şair – yazar Rumeli yollarındayız.
Unutmadan, Balkanlar’a altmış bir kere çıkmış biri olarak, D. Mehmet Doğan beni işin mihmandarı kılmış durumda. On gün boyunca yedi ülkede, yolumuzun üzerindeki her şehirde gençlerin beni/bizi karşılamaları, kafilemizle özel ilgilenmeleri üzerine de Fahriyan-ı Rumeli diye bir kavram armağan etmiş edebiyatımıza. Adeta Yaşayan Türk Ansiklopedisi hükmündeki D. Mehmet Doğan’ın, onun tabiriyle sabah vaazları, bizim tabirimizle bilgi şöleni eşliğinde adım adım yol almaktayız.
Kimler yok ki kafilemizde. Şairler, öykücüler, romancılar, denemeciler, portreciler… İstanbul’dan, Ankara’dan, yurdumuzun dört bir yanından eli kalem tutan kırk kişi. Türk edebiyatının yaşayan kesiminin – neredeyse – üçte biri otobüsümüzde. Bu arada ikinci günden itibaren bir çeteleşme de gözden kaçmıyor. Necip Tosun (Ankara), Cemal Şakar (Balıkesir-İstanbul), Abdullah Harmancı (Konya), Aykut Ertuğrul (Yozgat-İstanbul). Benim Öykücüler Çetesi diye isimlendirdiğim bu grubun Edirne, Kırcaali, Filibe, Gümülcine, Selanik, Üsküp, Priştina, Prizren… hep birlikte düşüp kalkması dikkatlerinden kaçmıyor kafilemizin. Olsun, münasiptir. Kim kimden haz ederse onunla dolaşır, değil mi ama.
***
Bilenler bilir. Kosova’da Prizren diye güzeller güzeli bir şehir vardır. Gül kokulu şehir. Sokaklarında, sofralarında, gönüllerinde güllerin koklandığı şehir. Her evinde her sokağında her dükkânında – devlet olarak çekildiğimiz yüz on sene olsa da – hâlâ bülbül gibi Türkçe şakındığı, şahane yerleşim. Yüz yirmi bin nüfuslu, otuz üç camili Müslüman Türk şehri.
Ortasından Akdere nehri akar. Yanında da muhteşem Sinan Paşa Camii ve Taşköprü. Şar Dağlarının, iç iç doyamazsın, öyle leziz suyu. Bu leziz suyundan da bir şadırvanı. Şehrin meydanında, – tıpkı kenti kuran biz Türkler gibi – gösterişsiz, mütevazı, fıskiyeli bir şadırvan.
Rivayet odur ki, bu şadırvandan su içen, yedi kere daha gelir şehre. Ettiği dualar kabul olur, kalbindeki muratlara erişir, iki kere, üç kere daha evlenir. İnanış işte. (Galiba doğru, ben 2006’da içmiştim ilkin, yirmi üç kere daha geldim. Dördüncü tura döndüm artık.)
***
TYB Edirne’den Mostar’a Kültür Kervanı’mızın altıncı günü, Edirne, Filibe, Selanik, Üsküp ve Prizren konaklamalarından sonra. Sabah kahvaltımızı Sinan Paşa Camii manzaralı otelimizde etmişiz. Az sonra Arnavutluk Tiran’a doğru yola koyulacağız. Sükûnetin saltanat sürdüğü Prizren sabahında, son kez şadırvandan dualı suları yudumluyor, Akdere nehri kıyısında Şar Dağı manzaralı fotoğraflar çektiriyoruz, kafilece.
Nehrin kıyısında Öykücüler Çetesi’nden ikisini gördüm. Abdullah Harmancı ile Necip Tosun’u. “Gelin sizin bir fotoğrafınızı çekeyim gençler” dedim. İtiraz etmediler. (Bu fotoğrafı ekte göreceksiniz zaten.)
– Şadırvan’dan su içtin mi Abdullah?
– İçtim, Fahri abi.
– Dua ettin mi peki?
– Etmem mi, ettim tabii ki.
– Ne dua etin?
– Ben mütevazı adamım. Konyalıyım abi; haddimi bilirim. Filan kitabımın ikinci, filan kitabımın da üçüncü baskısı için dua ettim.
Necip Tosun’a döndüm:
– Sen Necip?
– Ben de içtim, duamı ettim abi.
Daha ne duası ettin diye sormadan, Abdullah’ın yüzüne, hafifçe tepeden ve manalı manalı bakarak kendisi devam etti:
– Böyle de dua mı olur abi. Ettin mi adam gibi dua edeceksin, yüce Allah’tan istemesini bileceksin. Ben Nobel Edebiyat Ödülü Ankara’ya, bana gelecek diye dua ettim. Ve inanıyorum ki gelecek. Hem de pek yakında, inşallah.
Göz ucuyla Abdullah’a baktım, o rahattı. Ve emindi sanki duasından.
Erken açan kırmızı Prizren güllerinin bize göz kırptığı sırada, yüzümüze tebessümler giyinerek otobüsümüze doğru hareket ettik.
***
İki gün iki gece sonrası.
Arnavutluk Tiran geçilmiş, ülkenin en güzel şehri İşkodra’da bir gece konaklanış, dünyanın en güzel ve bozulmamış ülkesi, – tabii ki bana göre – cennet çağrışımlı Karadağ, boydan boya, Bar, Budva Kotor talim edilmiş, Bosna Hersek’in doğuda giriş kapısı Trebinya, bizi bir gece çağlayanlar nehirler şırıltısında bir gece koynunda dinlendirmiş… yüz on yıldır hüznünden sapsarı akan Neretva’nın kıyısındaki Türk şehri Poçitelli’yle hasret giderilmiş… Artık, Balkanların gerdanlığı Mostar’a yaklaşıyoruz.
Yolumuz sağa dönüyor ve on iki kilometre sonra, insana cennet budur ve ancak böyledir sözünü söyleten Blagay Tekkesinde birazcık soluklanıyoruz. Aklımız başımıza geliyor. Yahut aklımız başımızdan gidiyor. Balkanlar’ın Hoca Ahmet Yesevi’si, – ki zaten onun müridi ve bağlısı, – Sarı Saltuk’un Buna nehrinin çıktığı yerdeki, iman, İslâm ve nezafet ortamında, insanı kendinden alıp huzur ülkesine sultan eden muhteşem atmosferindeyiz artık.
Yarım saat sonra, dünyadan arındığımız süre sona eriyor. Yaklaşık üç yüz metrelik yürüyüş yolundan, üçerli beşerli kafileler halinde otobüse doğru gidiyoruz.
Yerde miyiz gökte mi, belli değil henüz. Kafdağı’ndan iniyoruz. Belli.
***
Bir ara gözüm Öykücüler Çetesine ilişiyor gözüm. Rahvan yürüyüşle geliyor bizim çete. Ki Abdullah’ı, türbede dua ederken görmüştüm de. Soruyorum merakla:
– Abdullah dua ettin mi yine?
– Ettim abi.
– Ne ettin?
– Abi ben duamda sabitim. Haddimi bilirim. Yine aynı duayı ettim: Filan kitabımın ikinci, filan kitabımın da üçüncü baskısı için ettim.
Hemen sağındaki Necip’e dönüyorum:
– Sen Necip?
– Ben de ettim.
– Sen neye ettin?
– Ben de duamda sabitim. Geri dönüş yokkk! Nobel Edebiyat Ödülü, pek yakında Ankara’ya gelecek. Cümle âlem görecek. Abdullah da görecek. İkinci, üçüncü baskı için dua mı olur abi. Ayıp diye bir şey var, derken bir yandan da tebessüm karışımlı bir bakışla Abdullah’ı süzüyor.
Derken söze, aşı gediğine koymasıyla ünlü Cemal Şakar giriyor:
– Baktım, Abdullah, Tekke’de dua ediyor. Kulak kesildim, ooo, filan kitabının ikinci baskısı için. Oğlum dedim, bir baskı 3.000 lira. Al vereyim sana 3.000 lirayı da sus. Koskocaman Allah, 3.000 lira için meşgul edilir mi? Adam gibi dua etsene ya sen.
Makaraları koyuveriyoruz hepimiz. Kahkahanın bini bir para. Kafile şaşkın, bize bakıyor, gene ne kaynatıyor bunlar diye.
Son iki günümüzü hüzün yumağı Mostar ve Aliya yüzlü şehir Saraybosna’da geçirip kalbimizin ebedi ülkesi Türkiye’ye dönüyoruz.
***
Aradan beş altı ay kadar geçiyor. Sonbahar. Konya’dayız bu kez.
Vefalı yürek Ahmet Köseoğlu öncülüğünde, TYB Konya Şubesi’nce D. Mehmet Doğan ağabeyin 70. Yaşı nedeniyle düzenlenen programda konuşmacıyız. Konya dışından eski genel başkanlardan Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç var, Yeni Şafak Gazetesinden Mehmet Şeker var, bir de ben varım.
Hazret-i Pir’in şehrinde biz de Türkçenin çağdaş pirini anlatıyoruz, nezih bir topluluğa. Akşam da Sille’de muhabbet meclisinde bir güzel ağırlanıyoruz, huzuru taam ede ede. Derken telefonumuzda bir mesaj: “Sabah otelde kahvaltı etmeyin. Ben sizi kaçıracağım. Abdullah.”
Ertesi sabah Abdullah Harmancı kardeşim, o her zaman güven ve vefa kokan sesiyle, bize “hoş geldiniz” diyor ve alıp – galiba Antalya yolunda – Gonya’yı kuş bakışı gören çok güzel bir mekâna götürüyor. Muhabbet, kahvaltı, hasret… dizboyu. Tadına doyamıyoruz hiçbir şeyin.
Derken, aklıma düşüyor:
– Senin şu Prizren ve Sarı Saltuk Tekkesi’ndeki dualar ne oldu Abdullah? Üzerinden altı ay geçti. Var mı bir gelişme?
– Olmaz mı Fahri abi. Ben Gonyalıyım. Haddini bilen insanlarız biz. Duam kabul oldu çok şükür: O iki kitabım da ikinci ve üçüncü baskılarını yaptılar.
Ve ekledi:
– Bundan sonrasını Necip Tosun düşünsün!
Hemen Necip kardeşimi aradım. Dedim, “böyleyken böyle”. Derin bir nefes aldı, gayet kararlı bir ses tonuyla:
– O Abdullah’a selam söyle. Ben duamda sabitim. O Nobel Edebiyat Ödülü Ankara’ya bana gelecek, verilecek. Ona söz veriyorum, ödül törenine Abdullah’ı da davet edeceğim!
***
Günler günleri, aylar ayları, mevsimler mevsimleri kovaladı. Bir sene iki sene üç sene… tam beş koca sene geçti üzerinden. Ne senelerdi ama. Salgınlı, Covit19’lu, sokağa çıkma yasaklı. Aşılı aşısız, acılı acısız, ölümlü ölümsüz günler.
4 Ocak 2023. Akademi Van Medeniyet Söyleşilerinin beşincisinde konuğumuz Necip Tosun. Sırtımızı Erek Dağını vermişiz bakışlarımızı Van Denizi’ne ve Süphan Dağı’na. Uzaklarda, çok uzaklarda sanki gramofonda hafif cızırtlı ama billur gibi bir sesle Muzaffer Akgün abamız Edremit Van’a bakar türküsünü terennüm eyliyor. Tavşankanı çaylarımızı yudumlarken, dua olayından bugüne Doğunun Hikâye Kuramı, Modern Öykü Kuramı, Öykümüzün Kırk Kapısı, Dünya Romanının Serüveni, Öykü Terimleri Sözlüğü adlarında birbirinden değerli ve önemli kitapları yayımlanan Necip’ciğime takılmadan edemiyorum:
– Senin şu Przren’deki, Blagay Tekkesi’ndeki duadan bir haber var mı kardeşim?
O, her zamanki kararlı inançlı ve sabırsız bir sesi, biraz da mizahi yüz ifadesiyle cevap veriyor:
– Ben duamda sabitim abi. Az kaldı. Eli kulağında. Ben kalpten inanıyorum; o Nobel Edebiyat Ödülü Ankara’ya gelecek. Abdullah’cığımı da ödül törenine davet edeceğim, söz!
Lâf aramızda, ben de inanıyorum, Necip Tosun’a.
Darılma bak Abdullah Harmancı.
Üç vakte kadar Ankara’da buluşmak üzere.
(Not: Ben bu satırları, – ne tesadüf – bayramın üçüncü günü, Ankara’da kızımın evinde yazıyorum. Ben gelmişim bile Ankara’ya. Az sonra Necip Tosun’a bayramlaşmaya gideceğim. Seni de bekleriz Abdullah kardeş.)
FAHRİ TUNA




- GÜRAY SÜNGÜ; KARDEŞLİĞİN DE ROMANINI YAZAN ADAM - 03.04.2025
- MUSTAFA ÖZÇELİK; GÜNYÜZÜ’NÜ GÖRÜP BİZLERE GÖSTEREN ŞAİR - 01.02.2025
- MÜŞTEHİR KARAKAYA; HAZAN KARDELEN’İNDE BİR BEYAZ GEMİ’DİR O - 04.01.2025
- İSMET YEDİKARDEŞ; ALLAH ŞAHİTTİR Kİ, EŞİ UĞRUNA FABRİKA KURAN RESSAM - 01.12.2024
- SADIK YALSIZUÇANLAR; MÜTEBESSİM, MÜTEKÂMİL, MÜTEVAZI HÂTIRALAR - 01.11.2024
- TÜRK TİYATROSUNUN YAŞAYAN EFSANESİ ZİHNİ GÖKTAY İLE HÂTIRALARIMIZ - 01.10.2024
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARAKLI - 05.09.2024
- EDEBİYAT HÂTIRALARI – 5 /FAHRİ TUNA - 01.09.2024
- BİR SEVGİ MÜCAHİDİ ÇİZER OSMAN SUROĞLU’YLA GÜNEŞ GÖRMEMİŞ HÂTIRALARIMIZ - 02.08.2024
- ÂH ÜMİT MERİÇ ABLA, NE ZAMAN GİDECEĞİZ DEDE TOPRAĞINIZ DİMETOKA’YA? - 30.06.2024
- HAMDİ ÖZARUTAN, NAMIDİĞER ORGANİZATÖR HAMDİ - 01.06.2024
- EDEBİYAT HÂTIRALARI – 4 / FAHRİ TUNA - 06.05.2024
- “ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA”DAKİ KÖY, GEYVE SARIGAZİ KÖYÜ’YMÜŞ MEĞER - 31.03.2024
- FAİK BAYSAL’IN “TANIMAM, BİR KEZ BİLE GÖRMEDİM YÜZÜNÜ” DİZESİNİN HAZİN ÖYKÜSÜ - 03.03.2024
- İMGELER KRALİÇESİ YAZAR MEHTAP ALTAN’DAN NEŞELİ HÂTIRALAR - 24.01.2024
