DİVANU LUGATİ’T-TÜRK’ÜN ROMANI: BİR KİTABA TUTULDUM

Bazı romanların misyonu okurunu eğitmektir. Bunu sosyal romanla veya okurunu yetiştiren romanlarla karıştırmamak lazım. Zira sosyal roman, bulunduğu döneme ayna tutarak okura bir yön tayin ederken veya okurunu yetiştiren romanlar bizzat okurun elinden tutarak ona gideceği yolu yürütürken, burada bahsettiğim okuru eğiten romanlar ise -amiyane tabirle söyleyecek olursak- daha damardan girerek okur için arzu edilen yolun ona haritasını teklif eder.

İlk defa Alev Alatlı’nın “Or’da Kimse Var Mı?” üstbaşlığında topladığı dört kitaptan oluşan nehir romanında tanıştığım ve daha sonra az da olsa başka örneklerini de gördüğüm bu tarz romana Feyzi Ersoy’un Ötüken Neşriyat’tan çıkan Bir Kitaba Tutuldum romanı ile bir yenisinin eklendiğini görmek mutlu etti beni.

Divanu Lugati’t-Türk’ün Önemi

Feyzi Ersoy, okurun eline haritayı, çok değerli bir kitap olan Divanu Lugati’t-Türk üzerinden veriyor romanında. Bu eser, yaklaşık bin yıl evvel, 1072-1074 yılları arasında Kaşgarlı Mahmud tarafından Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılan, Türkçenin en eski sözlüğü, antolojisi, ansiklopedisi ve dil bilgisi kitabı olarak da bilinen, 638 sayfadan oluşan çok kıymetli bir eserdir. İşte Feyzi Ersoy, romanını kurgularken Divanu Lugati’t-Türk’ü merkeze alarak okurunu Türkçe ve Türçülük adına eğitmeyi de hedeflemiş. Bu vesileyle Divanu Lugati’t-Türk gibi bir eserin öneminin gelecek kuşaklara hatırlatılması; eserin değerinin ve içinde yer alan kültürel bilginin genç kuşakların bilincine yüklenmesi açısından böyle bir roman çalışması isabet olmuş.

Romanın Kurgusu

Roman, zamansal ve mekânsal boyutta iki paralel koldan ilerliyor:
Divanu Lugati’t-Türk’ün Millet Kütüphanesi’nden çalınışı ile başlatılan romanın birinci kolunu oluşturan şimdiki zamanı, 22 Eylül-20 Ekim 2017 tarihlerini içeriyor. 28 günlük bu zaman dilimi, aslında romanın da merkez çerçeve zamanını veriyor bize. (Bu çerçeve zamanın dışına taşan 1 Eylül 2017 tarihli kısım ise Kıbrıs’ta geçer ki; bu kısım, romanın geçmiş zamanda geçen diğer kolu ile bir göbekbağı oluşması açısından önemlidir. Bir başka göbekbağı da bir müzayede sırasında ele geçen ve Divanu Lugati’t-Türk ile ilgisi olduğu tahmin edilen mektup vasıtası ile de kurulur.) Mekânın Ankara olduğu çerçeve zamanda karşımıza çıkan Aykut Beyhan Yiğiter, emekli bir Türk dili profesörüdür. Divanu Lugati’t-Türk üzerine bir çalışması da olan Aykut Hoca vasıtası ile romanın şimdiki zamanında yer alan diğer kurgu kahramanlarına ulaşırız. Akademik kimliği olan ve bu değerli eserle bir şekilde akademik bağlamda ilişkisi olan Aykut Hoca’nın eşi Gökçe Hanım, doktora öğrencileri Turgut ve Cengiz, Turgut’un asistan nişanlısı Bilge, Aykut Hoca’nın kendi gibi emekli bir dil profesörü arkadaşı Ertunç Özsoy’un isimleriyle dahi yazarın okurda bilinçli bir farkındalık oluşturmaya çalıştığını sezeriz aslında. Yine bu kahramanlar üzerinden Divanu Lugati’t-Türk’ün Türk dünyası için değerinin altı çizildiği gibi, kurgusal olarak eserin çalınışının, bugünün Doğu Türkistan’ında Uygur Türklerine Çin tarafından yapılan baskıya dikkati çekmek amacıyla yapılan bir protesto edilişe dayandırılışını da öğreniriz ki, bu vesile ile romanda, bu önemli eser üzerinden Doğu Türkistan’da bugün yaşananlara da dikkati çekmeye çalışmış yazar:

“Türk’ün işi hiçbir zaman kolay olmamıştı. Bu asırda da Uygur kardeşlerimiz böyle bir muameleye maruz kalıyorlardı. Demek birileri bunu protesto ediyordu. Hem de Divan’ı çalarak.” (s.93)

Tarihi Şahsiyetlerin Roman Kahramanına Dönüşmesi

Romanın ikinci kolu ise 1905 ile 1916 yılarını içine alan, Divanu Lugati’t-Türk’ün bir sahafın eline geçmesi ve bu sahaf vasıtası ile Ali Emiri Efendi tarafından gün yüzüne çıkarılışı üzerinden ilerler. Mekânın İstanbul olduğu bu geçmiş zamanda yer alan hemen hemen bütün kahramanlar, tarihi şahsiyetlerden oluşur; sahaf Burhan Efendi, Kilisli Rıfat, Talat Paşa, Ziya Gökalp gibi… Romanın bu kolunda yer alan şahsiyetler vasıtası ile yazar; Divanu Lugati’t-Türk’ün sahafta keşfedilmesinden Ali Emiri Efendi’nin eline geçişine, Kilisli Rıfat tarafından sayfalarının düzenlenerek Ziya Gökalp ve Talat Paşa vasıtası ile neşrinin yapılışına kadar olan bütün ayrıntıları, romanın sonuna eklenen kaynaklardan da faydalanarak kurgunun içine dahil ediyor.

Yine romanın geçmişe bakan yüzünde yazar; Ziya Gökalp ve Kilisli Rıfat’ın aralarında geçen diyaloglara yaslanarak Balkan Savaşı, savaş sonrası iyice belirginleşen milliyetçilik hareketleri, Ziya Gökalp’in bizzat içinde yer aldığı Yeni Lisan, Türkçülük ve Turan fikri üzerine de ayrıntılı bilgiler vererek okurunu bilgilendirmekten ziyade kendi kültürel değerleri ile ilgili bilinçlendirmeyi hedeflemiş sanki.

Gerek geçmiş zamana gerekse şimdiki zamana ait her bölümün girişinde Divanu Lugati’t-Türk’teki bir cümlenin epigraf olarak yer alması, bu eserle romanın arasındaki ilişkiyi de kuvvetlendirmiş.

Üslup, Mükemmelliği Kabul Etmez

Romanda ruhsal çatışmalar barındıran ve iç monologlarla desteklenen yansıtıcı bir merkez kişinin olmayışı da doğru bir tercih. Böylece yazar, kelimelerden inşa ettiği bir karakteri değil de Divanu Lugati’t-Türk’ü öne çıkarmayı amaçladığının da altını çizmiş.

Elbette dikkatimizi kusurlara odaklarsak her eserde kusur bulmak mümkündür, dilinden tutun da kurgusal boyutuna kadar. Zaten alışılagelmiş estetik formun dışına taşan her ayrıntı, sınırları çoktan çizilmiş klasik eleştiride kusur olarak algılanacaktır. Bir Kitaba Tutuldum romanı için de geçerlidir bu. Ancak şunu da unutmamalı ki; bir eserin içinden insan sıcaklığını çekip aldığımızda geriye kalan o kupkuru mükemmellik, eseri güzel yapmaz. Üstelik kusur, insan olmanın gereği değil midir ve üslup da kusurdan doğmaz mı? Nitekim Stanford Üniversitesinde karşılaştırmalı edebiyat dersleri veren İtalyan edebiyat tarihçisi, sosyoloğu ve kuramcısı Franco Moretti’nin söylediği üzere; “modern Batı dünyasının içinde kendi esrarını aradığı, kusurlu kutsal metin”dir roman. O halde eseri güzel kılan, duygusunun okura geçebilmesidir. Feyzi Ersoy da romanında bunu başardığına göre biz okurlara düşen; edebiyat kuramcılarının esere göstergebilimsel açıdan bakma sorumluluğundan uzak, koltuğuna yaslanarak keyifli bir okumanın tadını çıkarmaktır vesselam.

Ama yine de şunu söylemeden edemeyeceğim: Keşke romana kapak olarak Divanu Lugati’t-Türk’ün içinde yer alan, Kaşgarlı Mahmud tarafından çizilen ve ilk Türk dünyası haritası olma özelliğini taşıyan dünya haritası kullanılsaydı. Böylece roman ile Divanu Lugati’t-Türk ilişkisi, daha kitabın sayfaları çevrilmeden hissedilirdi.

Tecrübeyle Sabit Olan

Tecrübeyle sabittir ki; kurgunun çekiciliği, o kurgunun içine serpiştirilen bilgiyi zihinlerde kalıcı yaptığı gibi, o bilginin devamının izini sürme isteğini de uyandırır. Bir Kitaba Tutuldum romanı daha biter bitmez Divanu Lugati’t-Türk üzerine ayrıntılı bilgi sahibi olmak için harekete geçiyorsa okur, eser üzerine bilimsel çalışmaları tarama isteği duyuyorsa, roman da zaten amacına ulaşmış demektir. Ben de bu minval üzere daha romanı bitirir bitirmez Divanu Lugati’t-Türk hakkında başka neler öğrenebilirim diyerek güvenirliği şüphe götürmeyecek bir kaynak olarak bildiğim TDV İslam Ansiklopedisi’ne başvurdum. Müellifi Mustafa S. Kaçalin olan Divanu Lugati’t-Türk maddesinde bu eserin içinde 8 binden fazla Türkçe kelimenin açıklamasının bulunduğunu, üstelik halkın günlük dilde kullanmadığı veya pek az kullandığı kelimelerin eserin içine alınmamış olduğunu okumak beni çok şaşırttı. Şaşırttı çünkü bugün artık 500 kelime ile konuşulduğundan dem vururken bin yıl önce günlük dilde 8 bine yakın Türkçe kelimenin kullanılıyor oluşunu nasıl izah edebiliriz, bilemedim.

Sonuç

Roman üzerine son sözümüz, yazarın da şu cümlesinden hareketle olsun:
“Orhun Abideleri, Dede Korkut Kitabı ve Divanu Lugati’t-Türk, her babanın evladına vereceği en güzel hediyedir.”(s.169)

Şu halde, Feyzi Ersoy’un, Bir Kitaba Tutuldum romanı ile Divanu Lugati’t-Türk’den yola çıkarak okurlarına bir hediye vermiş olduğunu kabul edersek, ondan Orhun Abideleri ve Dede Korkut Kitabı üzerine de bir roman beklentisi içinde olmak yanlış olmasa gerek.

Kulağa kar suyu kaçırmak iyidir.

Feyzi Ersoy, Bir Kitaba Tutuldum -Divanu Lugati’t-Türk’ün Romanı, Ötüken Neşriyat, 2023 (1.Basım:2019), 171 Sayfa.

Funda Özsoy E.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir