MAVİ KOZA: AŞKI SANATA DÖNÜŞTÜREN ROMAN

Şule Köklü’nün yeni romanı Mavi Koza, içinden aşk geçen bir hikâye anlatıyor bize. Aşkı baş köşeye oturtan ve bir genç kızın gözünden anlatılan roman;  yanı sıra bize aşkı besleyen tabiatı da bir nesne olmanın ötesinde, varlık alemini derinleştirip çoğaltan kanlı canlı bir özne kahramana dönüştürerek muhteşem betimlemelerle aktarıyor. Diyebilirim ki Şule Köklü’nün okuduğum diğer üç romanında olduğu gibi yine tabiat, kahramanlarla berber konuşuyor sanki. Tabiatın bilgeliğini şiar edinen bu haliyle Şule Köklü için Stoacı felsefeyi edebiyata yansıtan, tabiatın bizzat kendisi gibi ruhunda bilgelik barındıran bir yazarın özünü taşıdığını söylemek, sanırım yanlış olmayacaktır. Zira MÖ. 3.yüzyılda ortaya çıkan, mutluluğa ulaşmanın yolunun doğa ile uyumlu yaşamaktan geçtiğini, erdemi dürüstlük, bilgelik, sabır, katlanma, ölçülülük, adalet gibi değerlerin süzgecinden geçirerek iradeyi terbiye etmeyi amaçlayan ve mutluluğa tıpkı tabiatın kendisinde olduğu gibi iç dengeyi kurarak kavuşabileceğimizi düşünen Stoacı filozoflar, bugün de hâlâ yaşamaya devam ediyor; eli kalem tutan, fırça tutan, bir sazın tellerine ve tuşlarına dokunan, içinde sanatın duyarlığını hisseden sanatçı ruhlarda. İşte Şule Köklü de o duyarlı kalemlerden biri, Mavi Koza romanı da bu duyarlığı bize yansıtan bir roman.

Aşk her yerde aslında; bir genç kızın kalbinde, bir taş ustasının ruhunda, tabiatın özünde. Bütün bu saydıklarım Mavi Koza romanının satır aralarında gördüğümüz ayrıntılar. Bir genç kız var romanda, âşık olduğu gencin adı Yusuf olsa da, “mavili” olarak mühürlemiştir yüreğine sevdiği genci. Hep “mavili” der sevdiğine. Roman içinde bir laytmotife dönüşen mavi renk, hindiba çiçeğinde, göğün mavisinde, sevgilinin giydiği gömleğin ipeğinde sık sık çıkar karşımıza. Her ne kadar aşkın rengi olarak kırmızı kabul görse de Şule Köklü’nün kalemi, aşkı mavi renk ile bütünleştiriyor. Şu halde romandaki genç kızın bilinçaltına bir yolculuk icap ediyor demektir, mavi rengin dilini tercüme etmek adına. Şöyle ki, renklerin psikolojik analizine baktığımızda mavi rengin insan sıcaklığını, kalıcı ve derin duyguları, iç huzuru, bilgeliği simgelediğini öğreniyoruz. Güvenin de rengi olan mavi renk, dürüstlük ve sadakati de temsil eder. Yine renklerin psikolojik analizine bakarak söyleyecek olursak; mavi rengi seven insanların hoş görülü, iç huzuru arayan, az ile yetinmeyi bildiğinden sabırlı, kendileri ve çevreleri ile barışık insanlar olduğu tespit edilmiştir. Bütün bunlardan yola çıkarak romandaki genç kızın karakterine ve aşktan beklentisine de ulaşmak mümkün:

“ Onunla geçireceğim şu birkaç saat, unutamayacağım anı olarak zihnime kazınacaktı. Şimdi burada yan yana yürürken mutluluktan ziyade aidiyet duygum, herhangi bir kan bağı olmayan, daha ötesi dört beş ay önceye kadar varlığından haberdar olmadığım biri için yeşeriyor hatta çiçekleniyordu”(s.177)  

Yanı sıra aşk, mükemmellik ister elbette ve biz okurlar da genç kızın mükemmelleştirdiği bir Yusuf görürüz romanda. Yusuf isminin seçilmesi hiç de şaşırtıcı değildir o halde; zira bu isim,  kadim bilgiye kutsal kitabımız aracılığı ile mükemmel güzelliği kodlamıştır. Dolayısı ile zihnimize de… Genç kız ise aşkı aşmak üzere kendine doğru meşakkatli bir yolculuğa çıkan bir cesur yürektir.

Kuşbakışı bakarak veya romanı okumuş biri olarak bir özet geçmem gerektiğinde sıradan bir aşkı aktarmaktan çekinirim size sevgili okur. Pek çoğumuzun okuduğu, işittiği, seyrettiği, belli bir şablona rahatlıkla oturtabileceğimiz o her şeyin uğruna feda edilebileceği güçlü bir duygudur aşk. Ama Mavi Koza romanında yazar,  bu güçlü duyguyu öyle farklı detaylarla özüne işliyor ki eserin, bu detaylar, bir “koza” misali okurun da ruhunu sarıp sarmalıyor. Şule Köklü’nün bunu, romandaki birinci tekil şahış ben anlatıcı olan genç kızın gözüyle hem mavi renge hem de taşa yüklediği anlam ile yapıyor oluşu da okurların aşka bakışını ister istemez farklı kılıyor.

Romandaki karakterlerden Kadir abi ile dâhil olur taş işlemeciliği kurgunun içine. Bir “aşkzede”  olan Kadir abi,  geçmişinde yaşadığı kavuşulamayan sevgilinin şahsında aşkı dönüştürerek taşa işlemeyi başarmış biridir. Kimine göre meczup olsa da genç kız için bilge bir taş ustasıdır:

“Diliyle gençleri ve çocukları ökse gibi yakalar, saatlerce dizinin dibinde tutarken onlara taş oymayı öğretirdi.” (s.51) 

Kadir abi, romanda önemli bir karakterdir; genç kızın maviliye duyduğu aşkı dönüştürmesine aracı olan kişidir. Zira o da aynı hastalıktan müzdaripdir:

İlçede Kadir abinin hikâyesini duymayan yoktu. Gençliğinde bir kızı sevmiş ama kavuşamamış olduğunu bilirdi ahali. Divriği’nin en görkemli konağına sahip ailelerden birinin tek oğluydu. Deliliğini anası babası ölünce konağı bırakarak derme çatma iki göz odada yaşıyor olmasına yoruyordu herkes. (s.52)

Kadir abi vasıtası ile Mavi Koza romanı, bir aşk romanı olmasının da ötesine geçer, taş işlemeciliğine kadar dönüşerek yol alır. Böylece aşkın derin sularında boğulmak üzere olan bir genç kız,   taşın sert mizacına çarparak hayata tutunur ve tabiatın şefkatli kucağında yeniden kendini bulur. Romanda taş ile insan ilişkisini analiz eden cümleler, bu aşkın dönüşümü açısından ipuçları da verir bize:

“Hangi şekli verirsen ver, taş özünden bir şey kaybetmez. Yüzünü yırtsan bile of demez. Ne murcu, ne keskiyi ne çekici suçlar. İnsan elinin nahifliğine göre şekil alır. Kırılınca kırılmıştır bir kere, tıpkı bir insan gibi; bir araya getirsen de kopan iki parçayı, o artık bölünmüştür.”(118)

Tıpkı romandaki genç kızın kalbi gibi… Kırılmıştır kalp ve taşın ruhuna nüfuz eden maharetli eller vasıtası ile aşk sağaltılacaktır vesselam.  Kırılan kalbini onarabilmek için taşa bir ömür kurban etmeye hazırlanmaktadır genç kız:

“Oyma işlemine başlamadan taşı sevdim, ‘ah’ dedim, ‘kınalı keklik gibi kanatlarını gövdene saklayıp durma. Ben avcı değilim. Ne büyük bir gaflet seni insan kalbi ile karşılaştırmaları, biliyorsun değil mi, katı olan insana taş kalpli diyorlar. Sen onlara bakarak insan kalpli olup katılaşma.” (.155)   

 Roman boyunca taş işlemeciliği üzerine genç kızın ve Kadir abinin üzerinden çok detaylı bilgiler de ediniriz. Üstelik romanın Divriği’de geçmesi ve sık sık Divriği Ulu Camii’nin romana dâhil olması, elbette bu açıdan anlamlıdır. Zira Selçuklulardan kalan ve 1985 tarihinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne Türkiye’den ilk giren mimari eser olan bu camii, taş işçiliği açısından benzeri olmayan bir özelliğe sahiptir. Zaman zaman romanda bu camii ile genç kızın ruhu arasındaki duygu geçişleri de taş işlemeciliği aracılığı ile verilir:

“ Taşı işlemeye karşı büyük bir istek ve daha ötesi konuşma arzusu hissediyordum, taşla münasebetim Çaltı Vadisi’ne bakan yarın ağzına oturup güneşin şavkıyla parlayan taşları ve Ulu Camii’nin kapılarını seyretmekle başladı.”(s.162)

Kavuşulamayan bir gençlik aşkından taşa aktarılan aşk acısına evirilen romanın sayfaları arasında ilerledikçe hem tabiatın hem aşkın mucizelerine bizi de şahit kılan Şule Köklü, Mavi Koza romanı ile sadece insanın insana değil, tabiatın ve taşın da insana şifa olabileceğini mümkün kılmıştır:

“Kuşa, kitaba, taşa düşkünlüğüm senden sonra başladı ve bana acı veren ayrılığa şükrederek kör duvardan döndüm, sana minnattarım…”

 Mavi Koza, Şule Köklü, Şule Yayınları, 2022, 255 Sayfa. 

 

Funda Özsoy E.

 

“MAVİ KOZA: AŞKI SANATA DÖNÜŞTÜREN ROMAN”için bir yanıt

  1. Mavi Koza; yazılış serüvenine şahidim “Fatma abla” olarak. Akıcı bir dille anlatılan eserde kâh içerde oldum, kâh dışarda. Ümit ediyorum ki sevgili Şule hanımın bu kitabı da diğerleri gibi çok okurlu olur. Sevgiler gönderiyorum Funda hanım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir