SEN SUS KALBİN KONUŞSUN

Her varlık kendi lisanınca tesbih ederken Yaradan’ını; sen sus, kalbin konuşsun!

Gün doğumlarını seyrettin mi? Zifiri karanlık bir geceden sonra çıkan yalancı fecir, ardından gökyüzünde turuncu kıpırtılar… Sonra kızıl, kıpkızıl bir gökyüzü ve kızıllığın aksettiği bulutlardaki anlık renk değişimleri, renk cümbüşü. Kızıldan sarıya dönüş bu defa. Ortalığın aydınlanması ve kaybolması karanlığın. Geceyi yırtarak gelen yelpaze. Uyanan bir çocuğun masum güzelliğindeki sabah vakti. Mis gibi rüzgâr, efil efil… Kuşların çeşit çeşit şarkılarına ne demeli? Mevsim baharsa hele, envâi çeşit kuşun gökyüzünün uyanışına şehadet edercesine ötüşmeleri, daldan dala konarken çıkardıkları nağmeler… Her varlık kendi lisanınca tesbih ederken Yaradan’ını; sen sus, kalbin konuşsun!

Gün batımları da ayrı bir şenliktir, ayrı bir şölen. Güneş yavaşça tepelerin ardına saklanırken tabiata bir sessizlik çöker. Varlık, tefekkürdedir. Bulutlar daha bir hızlıdır, gölgeler daha bir uzun… Güneş, gün boyunca ilk kez bu saatte çıplak gözle seyredilebilir haldedir. Aşağıya doğru yaklaştıkça hızı artar sanki. Bulutların alt kısımları kırmızı, yukarıya doğru mor ve lacivert olur. Renk renk, şekil şekil bulutlarda tuval tuval manzaralar sıraya girer. Anbean değişedursun gökler, güneş kaybolunca asıl kızıllık çıkar ortaya. Gün, geceye evrilmiştir artık. Aile fertleri evlerine döner, hepsi yemek masasında neşeyle buluşurlar. Sohbetler koyulaşır, arkadan uyku gelip oturur göz kapaklarına. Dinlenme vakti olarak nitelendirilen mübarek vakitlerdir bu vakitler. Hele uyku arasında kalkıp Dost ile iki rekâtlık bir hasbihal de edilmişse, en büyük kâr yakalanmıştır, gündüz vakti ulaşılamayacak miktarda. Bu keyfi yaşadıysan; sen sus, kalbin konuşsun!

Evlat sevgisiyle nasiplenenlerdensen eğer, Rabbine ne kadar şükretsen az. Takdir hakkı elinde olanın bazılarına vermeyi murat etmediği, onları bu nimeti vermemekle sınadığı; senin de nimet verilerek sınananlardan olduğun bir dünyada sen, verilenin şükrünü eda edebiliyor musun? Onları sevginle sarıyor, merhametinle besliyor musun? İyi insanlardan olmaları için iyi örnek olup daima koruyup kolluyor musun? Yoksa her kızdığında “Seni doğuracağıma taş doğursaydım, olmaz olsaydın, sen Allah’ın cezası mısın?” gibi hakaret cümleleri kullanarak nimete nankörlük edenlerden misin? İnsanı diğer mahlûkattan üstün yaratan ve ona kendi ruhundan ruh üfleyen Rabbimin halifesi olan bu emanete gerçek manada kıymet vermiyor ve onu hor görüyorsan; sen sus, kalbin konuşsun!

 Yetim bir çocuğun başını okşadın mı hiç? Herkes tarafından hor görülen, hoyrat davranılan, isteklerini söyleyemediği için yutmak zorunda bırakılmış bir yetim. Babasının elini tutmuş, heyecanla bir şeyler anlatarak yürüyen bir yaşıtının ardından hasret ve gıpta ile bakan bir çocuğun. Annesinin “Baban öldü, artık bu evin reisi sensin!” diyerek çocuk omuzlarına koskoca bir kâinatı yüklediği, bir daha hiçbir zaman çocukluğuna dönemeyecek bir çocuğun. Kahkaha ile güleceği yerde bile yetimliğini hatırlayıp kahkahasını ufak ve buruk bir tebessümle değiştirmiş bir çocuğun. Üvey babası tarafından evden kovulmuş bir çocuğun. Önüne gelenin itip kaktığı, adamdan saymadığı bir çocuğun. Babası ölünce dedesinin kendilerini istemediği, kızını yalnız gelmesi şartıyla evine kabul ettiği ve annesi tarafından terk edilmiş bir çocuğun. Okşamadıysan; sen sus, kalbin konuşsun!

Aç bir insanı doyurdun mu bu aralar? Hayat çok pahalı ve insanların alım güçleri bir hayli düştü. Hele maaşla çalışan biriyse, evi kiraysa ve okula giden çocukları varsa; onların işi çok daha zor, hayat yükleri pek çok ağır. O çocuklar okulda, akranlarının arasında her şeyden mahrum kalıyorlar. Çünkü ellerine verilen harçlıkları yok. Sabah kahvaltı etmeden çıktıysa hele, artık akşam eve geldiğinde yemek yiyecek, o da bulursa… Sen, okul kantininde alışveriş yapan arkadaşlarını uzaktan imrenerek seyreden bir çocuğun, açlığını bastırabilmek için nasıl sağa sola yalpalayarak dolaştığını, belki arkadaşı bir lokma tattırır ümidiyle etrafında kaç tur attığını gözlemledin mi? Yemek yiyenleri acıyla ve yutkunarak seyretmek nasıl bir duygudur aç bir çocuk/insan için, biliyor musun? Bilmiyorsan; sen sus, kalbin konuşsun!

Haftalık semt pazarlarında esnaf, ezik ve çürük mallarını tezgâhın altına döker. Yeşil yapraklı sebzelerin dış yaprakları çöptür onların gözünde. Soğanın cücüklüsü, patatesin yarısı çürümüşü, meyvelerin ezilmişi, domatesin göçmüşü… Bunları atar, sağlamları satarlar. Akşam pazarcılar tezgâhta kalan malları kasalara doldurup arabaya yükler, tezgâh tahtalarını kaldırır ve giderler. Tahtaların kalkmasıyla belediye görevlilerinin gelip kalanları süpürmesi arasındaki kısacık zaman diliminde, kimsesiz yaşlıların ve geliri olmayan dul kadınların o “Çöp”leri nasıl topladıklarını, evlerine götürüp yemek yapmaya çalıştıklarını fark ettin mi? O “Çöp”ler de olmasa aç kalacaklarını biliyor musun? Akıl verenin çok, fakat derde derman olanın yok olduğu günümüzde kimsesiz bazı kadınların, Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” kitabındaki ‘Yatık Emine’ misali, kendisini pazarlamaktan başka çare bulamadıklarından haberdar mısın? Değilsen; sen sus, kalbin konuşsun!

Tarik, yol demektir. Tarikat ise, yollar. Allah’a ulaştıran yollar. Orada amaç kalbi kirden, günah kirlerinden arındırarak Allah’a raptetmek ve bu yolla kesretten vahdete ulaşmaktır. Her şeyi yaratan Rabbiyle BİR olmak… Bunun için yola çıkan sâlik, çeşitli yollardan geçerek istikamet üzere devam eder. Nefsini dizginleyip halden hale girer. Kendisine izin verilen miktarda zikir çekerek nefsin çeşitli basamaklarında ilerler. İlerlemenin en emniyetli yolu, az konuşup çok hata yapmaktan sakınmaktır; çünkü yerli yersiz konuşmalar kazançları eksiltebilir. Zikir çekerken de çoğu tarikat ehli, hafî yani gizli zikri tercih eder. Diğer türlü nefs kabarabilir. Öyle olunca da amaç hâsıl olmaz. Yani, bu yolun yolcusuna denir ki; sen sus, kalbin konuşsun.

Şimdilerde konuşan çok, susan neredeyse yok. Halbuki söz çok değerlidir. Değerini az ve öz sarf etmekten alır. Gereksiz yere harcanırsa, kıymeti ve tesiri kalmaz. İran’da Suskunlar Meclisi adıyla meclis kurulmuş eskilerde. Anlamını tefekkür etmek yerinde olacaktır. Çok laf yalansız olmaz, der atalar. Susarak da konuşabilir insan; zira beden dili diye bir dil var. Üstelik çok da etkili. Bunu tecrübe etmek gerekir. Yine de en sağlam yol da şudur ki; sen sus, kalbin konuşsun!

 NURHAYAT ÖRENCİK

Nurhayat Örencik

1 Yorum “SEN SUS KALBİN KONUŞSUN”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir