SEÇKİNLERDEN BİR SEÇKİN HULUSİ ÇETİNOĞLU

Bizler, âlimin kaleminden ak kâğıtlara akan mürekkebin, şehitlerin ve gâzilerin damarlarında akan kan kadar mukaddes olduğunu kabul eden bir kültürün mensuplarıyız. O halde vatan ve millete hizmeti, hayatının hedefi olarak bilen bir insanın, toprağın üzerinde yaşaması ile toprağın altında yatması arasında fark yoktur. 

Vefa kelimesi sözlüklerde; sözünde durmak, sözünü yerine getirmek, sözünü tutmak, eksiksiz yerine getirmek, tam olmak, tam yapmak, bol olmak, borcu ödemek, dostluk ve sevginin gerektirdiği davranışlarda devamlı olmak anlamlarına gelmektedir. Terim olarak ise vefa; kişinin vaadine, ahdine ve yeminine sadık kalması, borcunu ödemesi dostlarını unutmaması, onların dostluklarına ve iyiliklerine daha güzeliyle karşılık vermesidir. Vefalı olmak, her insanda bulunması gereken en güzel ve en erdemli meziyetlerden biridir. Böyle insanlara vefakâr denilir. Vefakârlık, yapılan iyilikleri unutmamaktır ve iyilikte bulunanlara karşı iyilikle karşılık vermektir. Vefakâr olmak, insanın kendi iç özelliklerinin gelişimi, birey ve toplum mutluluğunun yolu olduğundan, öncelikle kendisi için önemlidir.

Değerli araştırmacı yazar, mütefekkir azîz ve muhterem dostum Oğuz Çetinoğlu aynı zamanda işte bu özelliklere sahip vefakâr ve müstesna bir insan-ı kâmildir. O’nun mümtaz aile hayatı ile birlikte çok çeşitli, zengin kaynak eserler ve titizlikle seçilen kıymetli fikir, iş ve devlet adamlarının görüşlerini de ihtiva eden hâtıralar ile mücehhez olarak yeni yayınladığı ve Seçkinlerden Bir Seçkin HULUSİ ÇETİNOĞLU adını verdiği eserini dikkatle ve zevkle okudum. Dil ve üslup güzelliğini de ihtiva eden eserin, yayın dünyamıza kazandırılması aynı zamanda, Müslüman Türk Milleti’nin hayatında oluşan büyük bir boşluğu doldurmakla beraber özellikle iş dünyası, vakıflar, sivil toplum kuruluşları ve devlet ricali arasındaki fikir karmaşasının giderilebilmesi bakımından bu kitap dikkat çekicidir.

“Akıl Fikir Yayınevi”nden çıkan eserin özünde Hulusi Çetinoğlu’nun; “Söylediklerinizi; nasıl olduğumuzu belirten sözler olarak değil, nasıl olmam gerektiğini belirten tavsiyeler olarak kabul ediyorum” veciz sözü ile başlayıp, edebî bir tür olan hayat hikâyesi yazacaklara rehberlik ve Türkiye için 100 yıldır gelişmekte olan limanında demir atıp beklediğinin, iktisaden nasıl kalkınabileceğinin ipuçlarını veriyor. 

Kendisi ile birebir tanışma fırsatını bulamadığım ve fakat hakkında anlatılanlar ile gıyabında çok iyi tanıdığım Hulusi Çetinoğlu için Oğuz Çetinoğlu; kitabında şu sitayişkâr ifadeleri kullanıyor. “Hulusi Çetinoğlu, örnek gösterilecek özellikleri ile anlatılacak, örnek alınacak bir insandı. Mertliğin, dürüstlüğün hâkim olduğu temizlikler diyarında gözünü açtı. Temiz kalarak 1949 yılından 1995 yılına kadar 46 yıl boyunca inançları doğrultusunda, prensiplerinden zerrece ayrılmaksızın devletin çeşitli kademelerinde, özel sektörde ve sivil toplum kuruluşlarında vatanına ve milletine hizmet etti. En çok haz duyarak yaptığı işler, meslek kuruluşlarında ve vakıflarda hiçbir maddî menfaat beklemeksizin yaptığı hizmetlerdi. Millî ve manevî değerlerimize sımsıkı bağlı idi. İnançlı bir Türk Milliyetçisi idi. Türklüğü ve Müslümanlığı bir kuşun iki kanadı olarak kabul ederdi. “Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman” ifadesinin tam ve mükemmel temsilcisi idi.  Ona göre ağabeyi Hulusi Çetinoğlu bir kahraman, âdil, eğitimci, siyasetin içinde, siyasetten uzak bir kültür adamı idi.  

Oğuz Çetinoğlu kitabında son sözünü şöyle bağlıyor; 

Bizler, âlimin kaleminden ak kâğıtlara akan mürekkebin, şehitlerin ve gâzilerin damarlarında akan kan kadar mukaddes olduğunu kabul eden bir kültürün mensuplarıyız. O halde vatan ve millete hizmeti, hayatının hedefi olarak bilen bir insanın, toprağın üzerinde yaşaması ile toprağın altında yatması arasında fark yoktur. 

Hulusi Çetinoğlu; 

Dün gece yâr hânesinde yastığım taş idi
Altım çamur, üstüm yağmur
Yine de gönlüm hoş idi

Diyerek hizmete yorulmadan – yılmadan devam etti. 

Daha da etmeliydi.

Edecekti…

Fakat bedeninin her zerresiyle teslim olduğu Rabbi’nin “gel” emrine riayetsizlik edemezdi…

Mehmet Şadi Polat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir