LİBERTÉ, EGALİTÉ, FRATERNİTÉ/ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK

Fransız ihtilali on sekizinci yüzyılın sonlarına damga vurmuş, tarihin seyrini değiştirmiştir. Sadece Fransa’da değil; kıta Avrupa’sında da sosyal, ekonomik ve politik köklü değişikliklere sebep olmuştur.

Öyle ki, on dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Rusya ve Osmanlı hariç tüm Avrupa devletleri Fransız İhtilali modeline uygun değişimler yaşamış; bahsi geçen iki devlette zaten daha fazla direnç gösterememiştir. 1789’da toplumsal eşitsizlik, vergi adaletsizliği ve monarşi baskısı gibi nedenlerle patlak veren ihtilalden bahsetmeden önce ihtilal öncesi şartlardan kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. 1789 öncesi Fransız halkı rahipler, aristokratlar/soylular ve üçüncü sınıf (tiers etat; köylüler ve burjuvalar, ki burjuvazi henüz maddi gücünü siyasi güce çevirememişti.) olmak üzere üç tabakaya bölünmüş durumdaydı. 1700’lerin Fransa’sında; kilise ülke topraklarının yüzde onuna sahipti ve bu topraklarda vergi toplama hakkı vardı. Tüm imtiyazları kaldırıp; hukuk önünde tam eşitlik getirmeyi amaçlayan ihtilal, amacına ne kadar ve ne yollarla ulaşmıştı bunlar tartışılabilir olsa da; hazinenin doldurulması amacıyla konan vergi yükünün üretici sınıfı ve çıplak kolluları (fırıncılar, tekstil ve matbaa işçileri, demirciler vb.) hayli bezdirdiği muhakkaktı. Aslında üçüncü tabaka içinde yer alan ancak köylü sınıfı kadar fakir olmayan “burjuva” kesimin temel derdi; fakirlik ya da açlık değil, eşit olmayan vergi mükellefiyeti idi. Nüfusun sadece yüzde birini oluşturan kitle geri kalan büyük çoğunluğu yönetiyordu. Vergi sistemindeki adaletsizliği giderip; idari birimlerin yapısını etkin kılmaya dönük adımlar/vaadler sözde kalmıştı. Esnaf, zanaatkarlar ve köylüler kentlere göç etmek zorunda kalmışlardı. Durum böyleyken Afrika ve Amerika’ya ulaşarak ve buraları sömürgeleştirerek zenginleşen ancak bu zenginliği eşit dağıtmayan hatta hiç dağıtmayan Avrupa’da, başta Fransa olmak üzere monarşiye ve soylu sınıfa tepki hareketleri başlamıştı.

Temellerini ortak iyi, genel irade, toplumsal sözleşme gibi kavramları tartışmaya açan Rousseau’dan alan, 14 Temmuz 1789’da kitlelerin Bastille Hapishanesi’ni basmasıyla başlayan ihtilal, başlarda Paris’le sınırlı kalmış gibi görünse de; esas olarak 10 Ağustos 1792’deki ayaklanma ile Paris dışına taşarak ulusal boyuta ulaşmıştır. Bu arada Rousseau, Diderot, Voltaire ve benzeri aydınların okuma yazma bile bilmeyen köylü kitleleri etkileyip etkilemedikleri tartışmaya açık olsa da aydınların, kitlelerin örgütlenebilmeleri için onlara öncülük eden jakobenleri etkiledikleri tartışmaya kapalı şekilde ortadadır. 1793-1794 aralığına denk gelen Jakoben Cumhuriyet dönemini, Robespierre’i, yargılamaları ve giyotini (Kargaşa dönemi/Reign of terror.), Napolyon’u, Koalisyon Savaşları’nı (1792-1815 Fransa’yla monarşi ile yönetilen diğer Avrupa Devletleri arasında yaşanan uzun süren savaş.) hafızalara kazıyan ihtilalin ardından Fransa siyasal istikrarsızlık, toplumsal ve ekonomik sorunlar, otoritenin keyfi tutumu ve meclisteki kraliyet yanlıları ile cumhuriyet yanlıları arasındaki bölünmüşlükle boğuşurken yine de devrimle “ulus devlet” olgusunun mayası haline gelen “yurttaşlık” kavramı yeni bir halk yaratma hedefinin parçası olmuştur. Fransız ihtilali kitleleri harekete geçirmiş, uzaklarda, yabancılar arasında bile etki gösteren siyasi bir ihtilal olmuştur. İhtilal eski rejimi ortadan kaldırıp; mutlak otoriteyi, monarşiden meclise taşımak ve parlementer bir mutlakıyet getirmekle zaman zaman itham edilse de; getirdiği değişim kıta Avrupası’nı etkilemiş ve ilkeleri evrensel hale gelmiştir. İhtilalden önce sosyal statülerine göre haklara sahip gevşek bir şekilde birleşen bir yığın/topluluk olan halk artık yurttaş olmuş ve hukuk önünde eşitlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda da reformist bir dalga oluşturarak Tanzimat ve Islahat Fermanları’nın ve Meşrutiyet’in önünü açan ihtilalin tüm artı ve eksileriyle tarihsel bir dönüşüme sebep olduğu çok açıktır.

Kübra Yıldırım Erşan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir